​Koronavirüs Biyolojik Silah Mı, Üretilmiş Gerçeklik Mi?

Öğr. Gör. Ebru Ateş

Öğr. Gör. Ebru Ateş

09 Kasım 2020


Baudrillard, içinde bulunduğumuz çağın gerçekliğini kaybettiğini, insanların bir simülasyon evreninde yaşadığını iddia eder. Hiper-gerçek olanın bu hakimiyeti düşüncelere ve gündelik hayata yayılmıştır (Okuyan ve Taslaman, 2018: 29). Gerçek olan ile yapay olan arasındaki ayrımın bulanıklaştığı, gerçek olan şeylerin simulakr’a dönüştüğü bu evrende, ekranlar sayesinde yaratılan yeni gerçeklikler ile karşı karşıya kalınmıştır. Özellikle son dönemde yaşanan pandemi süreci düşünüldüğünde ekranlar sayesinde yaratılan korku nedeniyle toplumun büyük bir çoğunluğu gösterilen her şeyi sorgulamadan kabul etmiş görünmektedir. Salgın sonrası bütün dünyanın küresel bir tehditle karşı karşıya kaldığı iddiası ile yaşanan her tehdit ve kriz sonrası insanlar giderek daha fazla iktidarın bütün uygulamalarına rıza göstermektedir. Koronavirüs sebebiyle insanlar aylarca evlerinde tutulabilmektedir. Bir hipergerçeğe dönüşen koronavirüs sayesinde iktidar toplumun davranışları üzerinde hiç olmadığı kadar söz sahibi olmuştur.

Foucault’a göre iktidar ‘başkalarının eylemine yön vermek, başkalarının mümkün eylem alanını yapılandırmaktır’. Bir başka ifadeyle iktidar başkalarının eylemleri üzerinde doğrudan etkide bulunmak değildir aynı zamanda hareket alanlarını yapılandırarak istenilen davranışları gerçekleştirmek için uygun koşullar sağlamaktır (Sat, 2019: 8). Foucault iktidarı Marksist teorideki gibi bir bütün olarak görmemektedir. Ona göre iktidar bir bütün olarak merkezden aşağıya doğru işleyen hiyerarşik bir yapılanma değildir. İktidar bir toplum içinde sürekli dolaşım halindedir ve her yerdedir (Foucault: 2017: 70). Bu doğrultuda özellikle bütün duvarları ekranların kapladığı ve akıllı telefonların varlığı düşünülürse; iktidarın söylemlerinin yayıldığı bu araçlar, oturma odasında, yatak odasında, banyoda her an insanların yanı başındadır. Bilginin teknolojik gelişmeler ile zamandan ve mekândan bağımsız olarak ulaşılabilir olması gibi iktidar da Baudrillard’ın simülasyon evreninde zamandan ve mekândan bağımsız olarak her noktaya sirayet etmiştir.

Foucault, bedeni iktidarın sürekli ‘aşındırdığı hacim’ olarak görmektedir. Ona göre beden iktidarın etki ettiği yüzeydir. İktidar beden üzerinde dolaşarak onu aşındırır ve üretir. ‘İktidar bedeni çalıştırır, davranışa nüfuz eder, arzu ve zevkle iç içe girer…’ (Foucault, 2012: 49). Modernleşme öncesinde uzun bir süre iktidarın ayrıcalıklı haklarından birini yaşam ve ölüm üzerindeki hakkı olarak gören Foucault, kralların kendisine karşı çıkan, kurallara uymayan kişilerin yaşam hakları üzerinde doğrudan iktidar sahibi olduğunu söyler. Nitekim ceza olarak idamlar söz konusudur. Fakat düşünüre göre klasik çağdan bu yana iktidar mekanizmalarında dönüşümler gerçekleşmiştir. Yaşam ve ölüm üzerindeki iktidar hakkı, yerini; ‘boyun eğdirdikleri güçleri kışkırtma, güçlendirme, denetleme, gözetleme, çoğaltma ve düzenlemeye’ yönelen bir iktidara bırakmıştır. ‘Ölüm hakkı artık kendini yaşam üzerinde olumlu biçimde etki gösteren, yaşamı yönetmeyi, yükseltmeyi, çoğaltmayı ve bu yaşam üzerinde kesin denetimler ve bütüncül düzenlemeler yapmayı iş edinen bir iktidarın tamamlayıcısı olarak sunar’ (Foucault, 2017: 96-97).nbsp; Buradan hareketle iktidar bedenleri düzenlemeye yönelmiştir. Filozofa göre 17. yy’dan itibaren iktidar, iki kutupta gelişmiştir. İlk olarak beden bir makine olarak ele alınmaktadır: ‘bu bedenin terbiyesi, yeteneklerinin artırılması, güçlerinin ortaya çıkarılması, yararlılığıyla itaatkarlığının koşut gelişmesi, etkili ve ekonomik sistemleriyle bütünleşmesi’ dir. Bunlar iktidarın yöntemleriyle gerçekleşmektedir. Foucault buna ‘insan bedeninin anatomo-politikası’ ismini vermiştir. İkinci olarak ise 18. yy’da oluşan politikalardan bahseden Foucault, ‘canlı varlığın mekaniğinin etkisinde olan ve biyolojik süreçlerin dayanağını oluşturan bedeni merkez almıştır; bollaşma, doğum ve ölüm oranları, sağlık düzeyi, yaşam süresi ve bunları etkileyebilecek tüm koşullar önem kazanmıştır. Bunların sorumluluğunun yüklenmesi bir dizi müdahale ve düzenleyici denetim yoluyla gerçekleştirilir’. Foucault buna nüfusun biyo-politikası demektedir. Ona göre artık öldürme gücü yerini yavaş yavaş kuşatmaya, bedenlerin yönetimine ve işletilmesine bırakmıştır (Foucault, 2017: 99). Foucault bu iki kutbun birlikte oluşturduğu denetimin, biyo-politikanın beden üzerindeki etkisini gözler önüne sermektedir. Beden artık aşkın bir form olarak iktidarı ile karşı karşıya gelmez aksine iktidar bedenin günlük pratiklerine dahil olmuştur (Erol, 2015: 22). İktidar, oluşturduğu bireylerin bedenlerindedir ve bireylerin bedenlerinden geçerek yayılmaktadır (Foucault 2002: 43). Bu açıdan düşünüldüğünde pandemi yüzünden getirilen uluslararası ve şehirler arası seyahat yasağı, sokağa çıkma yasağı tam olarak iktidara bedenleri düzenleme, denetleme imkânı sağlamıştır. Ayrıca belirli zamanlarda dışarı çıkıldığında ise hareket eden bedenler üzerinde yeni bir takım gözetleme sistemleri devreye sokulmaya başlanmıştır. İnsanlar çeşitli cep telefonu uygulamaları, sokaklara yerleştirilen kameralar, termal kameralar yüzünden büyük bir gözetimin içinde yaşamaktadır. İktidar salgınla birlikte toplumu kontrol etme gücünü hem pekiştirmiş hem de meşrulaştırmış görünmektedir. Tıpkı Agamben (2020)’in iddia ettiği gibi: ‘bir salgın icat etmek, her türlü kısıtlamanın ötesinde böylesi önlemleri genişletmeye ideal bir bahanedir’.

Fransız düşünür Jean Baudrillard (2010: 58), fiziksel olarak gerçekliğin ortadan kalktığını, bunun yerine sanal olanın, sanal gerçekliğin hâkim olduğunu söyleyen simülasyon kuramına göre, ‘Nükleer, simülasyonun ulaşacağı en üst aşamadır. Oysa yaşamın kılcal damarlarına kadar içten içe sızmış, caydırıcı bir sistem, korkutabilmek için o muazzam gücünü bir gösteri nesnesine dönüştürmek zorundadır’ ifadesi tam anlamıyla virüs ile yaratılan simülasyon evrenini tanımlamaktadır.nbsp; Covid-19 artık simülakr olarak vardır. ‘Üstelik bu simülakr, bütün dünyayı egemenliği altına alıp tüm olayları anlamsızlaştırarak, anlamı kısa süreli geçici senaryolara, yaşamıysa bir hayatta kalma mücadelesine hatta sıradan bir meydan okumaya dönüştürmektedir’. Böyle bir sistemin amacı ise en üst düzeyde denetleme sistemlerinin kurulmasını sağlamaktır.

‘Körfez Savaşı olmadı’ diyen Baudrillard, gerçekten fiziksel olarak yaşanan bir savaşın bir izlenceye dönüşmüş olmasını kastetmektedir. Televizyon ekranları, sosyal medya gibi insanları sarıp sarmalayan elektronik bilgi yığınlarında, gerçeklik anlamını giderek kaybetmektedir. Medya aracılığı ile gerçek olan ile medyanın sunduğu hiper-gerçeklik arasında ayrım bulanıklaşmakta ve bütün bu yaşananlar da sanal olanın iktidarına zemin hazırlamaktadır.nbsp; Artık Baudrillard’ın da söylediği gibi düzende simülakraların hakimiyeti söz konusudur. Sağlık bakanının sosyal medya üzerinden günlük olarak salgın verilerini açıklaması, ‘Zihinsel evren ve düşüncenin ulaşabildiği her yer sonunda sayısallaştırılmaya boyun eğebilir’ diyen Baudrillard’ı bir kez daha haklı çıkarmaktadır. Toplumsal değerler ve duygular bile sayısallaştırılmış, soyut kavramlar birer göstergeye dönüşmüştür (Metin ve Karakaya, 2017: 113).

Baudrillard (2010a: 46) güncel terörizmin artık kapitalizmi değil, bir kitle ol(a)mayan sesiz yığınları hedef aldığını ‘her yanımızı sarmış olan bir denetleme ve koruma, dokulaşmış, nükleer ve bir yörüngeye oturtulmuş bir ağ gibi ören toplumsalı hedeflemektedir’ diyerek dile getirirken bunu yasa ve baskı yerine yeni modeller enjekte ederek, şiddet yerine ikna ve caydırma yöntemlerini kullanan hiper-gerçek ilenbsp; gerçekleştirildiğini söyler. Covid-19’u güncel bir terörizm olayı olarak değerlendirdiğimizde; tek bir merkezden yönetilen kitle iletişim araçları sessiz yığınları büyülemeye ve paniğe mahkûm etmiştir. Medya tekrar ve yeniden manipülasyon görevini ifa etmekte ve bunu en yeni ve somut örneği olan, bir simülakraya dönüşmüş Covid-19 ile yapmaktadır.

Foucault ise medyayı disiplin ve gözetim kurumları olarak görmektedir. Medya izleyiciler üzerinde doğrudan fiziksel bir kontrol kurmadan, onları normal ve anormal davranış parametreleri oluşturarak disiplin etmektedir. Yaşanan birçok politik ve sosyal olayda tek haber kaynağı otoritenin deneyimlerini savunan ve izleyicileri disiplin eden medyadır (Çakır, 2015: 242). Baudrillard’ın simülasyon evreninde ise iktidar var olabilmek için gerçekliğin yitirilmediği yalanını sürdürmek zorundadır. Çünkü iktidar ancak gerçeğin bulunduğu bir ortamda var olabilmektedir. Baudrillard (2010: 42-43), bu tehlike karşısında iktidarın kullanabileceği tek stratejinin ‘her tarafa yeniden gerçek ve gönderen sistemleri yerleştirerek bizi toplumsal gerçekliğin varlığıyla ekonominin ciddiyeti ve üretimin amaçları bulunduğuna inandırabilmektir.’ Gerçeğin ürettikleri ile zor durumda kalan iktidar, ürettiği hipergerçekler aracılığıyla her zaman bir simülasyon oyununa başvurmuştur. Ancak günümüzde iktidarın kendisi de simülasyonun kendisi tarafından tehdit edilmektedir. Bunu aşmak için ise hem gerçek hem de yapay bunalım üreterek toplumsal, ekonomik ve politik mücadele biçimleri sunmaktadır. Bu mücadele biçiminin en güncel ve somut örneği koronavirüs gibi insanlığı tehdit eden bir olaydır. Buradaki iddia virüsün gerçekte var olmadığı iddiası değildir. Var olan bir gerçekliğin iktidar tarafından, iktidarın kurumu medya tarafından yeniden üretilerek sunulmasıdır. Televizyon ekranlarından verilenlerin ne kadarının gerçekle bağı olduğu bulanıktır. Bu doğrultuda Baudrillard’a göre medya, açık söylemsel biçimler üreterek iktidarı pekiştirmekte, Foucault’a göre ise üretilen bu söylemsel biçimler ile disiplin ve gözetimi elinde bulundurmaktadır. Koronavirüs döneminde söylem gücünü elinde bulunduran medya ve özellikle televizyon, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyleyerek, güvenlik meselesini abartılı bir sendroma dönüştürmüştür; gözetim ve denetim ise tam da bu noktada başlamaktadır. Güvenlikleri için insanlar iktidarın bütün uygulamalarına rıza gösterir. Oysa İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi’nin (Habertürk, 2020) verilerine göre, İngiltere’de her yedi günde bir, 1000 kişiden sadece bir kişi virüs kapmaktadır. Bu virüsün öldürücülük oranı ise %1’dir. Ama ‘Takip et, bul, izole et’ mantığıyla virüsün yayılmasını engelleme çabalarında takip edilen ve izole edilen sadece virüs değildir; insanlardır. Ülkemize virüs ile mücadelede onlarca filyasyon ekibinin yaptığı şey, dedektif gibi çalışarak hastaların son gittikleri mekanları, temas ettikleri kişileri ortaya çıkarmaktadır. Öyle ki hiçbir olay iktidarın denetimci, gözetimci eylemlerini bu denli meşru gösteremezdi. BBC (2020)’nin haberinde Prof. Kim, ‘31 numaralı hasta Şinçeonji Kilisesi’nden olduğunu başta bize söylemedi. Filyasyon ekibi onun bu kiliseye üye olduğunu ortaya çıkardı’ diyor. Güney Kore’de gerçekleşen bu olaydan da açıkça görülmektedir ki artık gerçekten hiçbir şey iktidardan gizli kalamamaktadır. Bu noktada tekrar Agamben (2020)’e kulak vermekte fayda vardır; ‘istisna halini normal bir yönetim paradigması olarak kullanma eğiliminin artması…’ Söz konusu olayda yaşanan tam olarak budur; kolektif panik halinin korkunun oluşturulması için pandeminin bahane edilebilmesi. Korkuya itilmiş bir toplumu yönetmek ise oldukça kolaydır, hatta en etkili yönetim biçimlerinden biridir.

Korku içinde, sürekli korkuya maruz kalarak yaşayan bir insanın, bir topluluğun, bir milletin akıllıca düşünmesi ya da insanca hareket etmesi beklenemez (Russell, 2009: 70). Medya toplumun riski algılayış biçiminin şekillenmesinde ciddi bir rol oynamaktadır. Birçok insan, kişisel deneyimleri sayesinde değil medya kanalıyla bilgi edindiği için, bu bilginin aktarılma tarzı bu kişilerin sorunu algılayış biçimini belirlemektedir (Furedi, 2014). Radford’a göre (2004: 80), medya toplumun hassas olduğu konulara yönelik manşet ve içerikler aracılığıyla duygu sömürüsü yapmaktadır. Medya, toplumda zaten var olan risk ve tehditlere yönelik beklentileri körükleyerek korkuyu doğurmakta, yaymakta ve yeniden üreterek sürekli gündemde tutmaktadır. İnsanların tek düşündükleri hayatta kalma düşüncesi olmuştur. Bu noktada Agamben’in şu sorusu akla gelmektedir: ‘Hayatta kalmaktan başka bir değere sahip olmayan bir toplum nedir?’

Hayatta kalmaktan başka bir değere sahip olmayan toplum biyolojik bir makinadan başka bir şey değildir. Foucault iktidar modellerini karşılaştırırken şu üç modelden bahseder; hükümranlık, disiplin ve yönetimsellik. Öldürme ve yaşatma hakkını elinde bulunduran sistemden (hükümranlık) yukarıda bahsedilmişti. Disiplin ise merkezi bir yönetim şeklidir ve mekânı sınırlandıran uygulamalarla kendini gösterir. Yönetimsellikte olayların akışı, dolaşımı engellenmez, gerçekliğin içinde işlev görürler. Disiplin normlar, buyruklar, kontrol, izleme, gözetleme gibi pratikler üzerinden işlev gösterirken; yönetimsellik olayları serbest bırakır.

‘Dolaşım özgürlüğü içinde ‘vaka, risk, tehlike, kriz’ kavramları öne çıkar. Disiplinci yöntem, her bir hastayı olabildiğince tedavi etmeye çalışıp hasta olanları hasta olmayanlardan ayırırken; yönetimselliğe has güvenlik mekanizmaları (örneğin aşı yönteminin uygulanması suretiyle)nbsp;nüfusnbsp;üzerinde işlev görür ve kabul edilebilir hastalık ortalamalarının, risk faktörlerinin, risk gruplarının saptanması, önleyici mekanizmalar ve krizleri yönetebilecek yöntem ve mekanizmaların geliştirilmesi ile çalışır. Yönetimsellik hastalıkları ortadan kaldırmaz, kabul edilebilir ortalamalarda tutmaya çalışır ve nüfus içinde elverişsiz, zayıf, uyumsuz vb. olanların kendiliğinden ortadan kalkması esasına dayanır.’ (Çoşkun, 2020).

Korku ve risk altında biyolojik bir makine olarak varlığını sürdüren birey disiplin ve yönetimsellik modellerinin hâkim olduğu günümüzde sistem için değerlidir. Türkiye gibi ülkelerde halen disiplinci yönetimler söz konusu iken pandemi sürecince, örneğin İngiltere ve ABD’nin, ‘güçlü olan hayatta kalsın’ tavrı yönetimsellik modeli ile açıklanabilir.

Koronavirüs döneminde iktidar bireylerin bedenlerine daha önce hiç olmadığı kadar müdahale hakkı elde etmiştir. Onları evlere, şehirlere kapatan; ne zaman nasıl ibadet edeceğine, kiminle ne zaman görüşebileceğine, ne zaman ve nereden alışveriş yapabileceğine, nerede oturup, nerede koşabileceğine, ne zaman evlenebileceğine, eğitim hakkına, sağlık hakkına doğrudan müdahale eden iktidar ciddi bir yayılma göstermiştir. Halbuki, bireyler kendi bedenlerine acı çektirme, onları öldürme hakkını kendileri tayin etme özgürlüğüne sahip olmalıdır. İnsanın kendi varlığı üzerindeki egemenliği pandemi döneminde sekteye uğramıştır. Uzzell’in de söylediği gibi, kendini yakma eylemlerinde de olduğu gibi sonu ölümle ya da ciddi yaralanma ve rahatsızlıklarla biten eylemler, nihilist bir intihar olmanın ötesinde biyopolitik egemenliğin reddedilişi anlamı taşımaktadır (Uzzell, 2012: 2). Sokağa çıkma yasağı gibi uygulamalar ise biyopolitik egemenliği reddetmeye izin vermemektedir. Yasaklara rağmen sokağa çıkanlar ise bilinçli ya da bilinçsiz olarak iktidara karşı sivil bir itaatsizlik eylemi sergilemektedir. Fakat burada yaşanan toplumsal bir çıkar için direniş değildir, aksine bireysel çıkarlar söz konusudur.

İktidarların halkın sağlığını korumaya yönelik birçok uygulaması (sosyal mesafe, izolasyon), biyo-iktidara olanak vermektedir. Aşının hala bulunamamış olması ise daha baskıcı bir biyo-iktidarın önünü açmış görünmektedir. Biyo-iktidar bugün, devletlerin sağlık hizmetleri, doğum, ölüm gibi sosyal yaşam alanlarını yapılandıran güçtür. Koronavirüsle karşı karşıya olan devletlerin çoğu, yayılmasını önlemek için oldukça katı nüfus ve sağlık denetimleri uygulamaktadır. (Punch ve Demetri, 2020). Dolayısıyla böylesi bir pandemi sürecinde güç mekanizmaları yetki alanlarını oldukça genişletmiştir. Foucault, biyo-iktidarın öldürme işlevinde ırkçılığı devereye soktuğunu söyler. Biyo-iktidar ile birlikte farklı bir anlam kazanan ırkçılık devletin temel mekanizması haline gelmiştir. ‘Yaşamı düzenlemek için yaşam alanı içinde ayrımlar, hiyerarşiler, kesintiler yaratmanın, toplulukları sıralamanın yolu olur ırkçılık. Bir diğer işlevi ise yaşaması gerekenlerle ölmesi gerekenler arasındaki ayrımı belirlemektir. Savaşların ‘yaşamak için, düşmanlarını katletmen gerekir’ ilkesi, biyoiktidarın ekonomisinde askerî değil, biyolojik bir anlam taşımaktadır’ (Üzümkesici, 2020).

Faucault, (2002: 261) bu biyolojik anlamı şu şekilde açıklamaktadır:

‘Aşağı türler yok olma eğiliminde oldukça, anormal insanlar ortadan kaldırıldıkça ben -birey olarak değil tür olarak- daha çok yaşarım, daha güçlü olurum, daha sağlıklı olurum, daha çok çoğalabilirim. Ötekinin ölümü benim kişisel güvenliğim olması ölçüsünde, yalnızca benim yaşamım değildir; ötekinin ölümü, kötü ırkın, aşağı ırkın (ya da soysuzlaşmış olanın ya da anormal olanın) ölümü, yaşamı genel olarak daha sağlıklı kılacak olan budur; daha sağlıklı ve daha arı…’

Bu bakış açısından hareketle iktidarın uygulamalarındaki bir diğer sorun ise ırkçılık meselesidir. Pandemi süreci sosyal dayanışma ve milli değerleri yücelterek ırkçı bir söylem üretirken bir taraftan, sınıfsal bir ayrımcılık da uygulanmaktadır. Hayatta kalmak için çalışmak zorunda kalan işçi sınıfına yönelik sokağa çıkma açısından herhangi bir yasak uygulanmaması açıkça eşitsiz bir koşul yaratmaktadır. Aynı zamanda, öldürme, yaşatma, güvenliği sağlama gibi biyopolitika uygulamaları nüfusun sadece belirli bir kesimini kapsadığı için ötekileştirme de söz konusudur. Oldukça önemli bir diğer konu ise pandemin bir sonucu olarak, iktidara karşı her türlü direnişin gerçekleştirildiği kamusal alanların yok olmuş olmasıdır. Etrafı kuşatan ekranlar, internet ve çeşitli medya araçları ile e-eğitim, e-devlet, e-katılım ya da e-oylama iktidarın alanlarıdır. Foucault’a göre medya kaçınılmaz olarak iktisadi-siyasi çıkarların emrindedir. İktidar artık tek bir merkezde değil her yerdedir. Dolayısıyla böylesi bir denetim ve gözetim toplumunda özgür ve karşıt bir kamusal alandan bahsedilemez.

Sonuç itibarıyla günümüzde çağdaş bedenler artık sadece okul, hastane, hapishane gibi kurumlarla düzenlenmez. Her şeyin, koronavirüsün bile bir simulakraya dönüştüğü ortamda bedenler, iktidarın bir kurumu olan medya aracılığı ile sürekli bir denetim mekanizması içine sıkıştırılmaktadır. Ekranları tükettikçe ise daha iyi denetlenmeye de açık hale gelinmektedir. Tarihsel süreçte iktidarın yönetim biçimlerinden ilkini insanın yaşam ve ölümüne karar veren hükümranlık sistemini, devletlerin uyguladığı eşitsiz politikaları göz önüne alarak tekrar düşünmek gerekebilir. Evinden çalışma imkânı olmayan ve sokağa çıkıp çalışmak zorunda olan bir sınıfı görmezden gelmek açıkça kimin ölüp kimin yaşayacağına karar veren bir hükümranlık anlayışıdır. Aynı zamanda insanların evleri bir alıkoyma merkezine dönüşmüş durumdadır. Bu anlamda disiplin edici iktidar da söz konusudur. Medyanın yaydığı korku ile iktidar her türlü yönetim biçimini rahatça kullanıma sokmuştur. İktidar bu gücü ise simulakraya dönüşmüş koronavirüsü ile elde etmiştir. İktidarın gücünü insan bedenlerini kapatmaktan aldığı dönemde hapishaneler, hastaneler ve okullar kilit bir rol oynamaktaydı. Bedenler ancak kapatılabildiği, izlenebildiği ya da disipline edilebildiği sürece iktidarlar ve özellikle kapitalizm için değerlidir. Tekrar etmek gerekirse koronavirüs kapitalizme ve iktidarlara bu gücü meşru olarak kullanabileceği bir durum ortaya çıkarmıştır. Öyle ki bunu özellikle genel bir rıza geliştirerek yapmaktadır. Bu rıza ise medyada üretilen söylemler, ekranlardan yayılan simulakrlar sayesinde gerçekleştirilmektedir.

Yaralanılan Kaynaklar

Agamben, Giorgio (2020). Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali. https://terrabayt.com/dusunce/covid-19-gerekcesiz-bir-acil-durumun-yarattigi-istisna-hali/ Erişim Tarihi: 19.06.2020.
Çakır, Mukadder (2015). İnternette Gösteri ve Gözetim: Eleştirel Bir Okuma. Ankara: Ütopya Yayınevi.
Çoskun, Başak (2020). Koronavirüs ve Neoliberal Öznenin Ölümü. https://terrabayt.com/dusunce/koronavirus-ve-neoliberal-oznenin-olumu/ Erişim Tarihi: 19.06.2020.
Erol, Duygu (2015). Kamusal Alanda Muhalif Beden. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul.
Foucault, Michel (2002). Toplumu Savunmak Gerekir (Çeviren: Şehsuvar Aktaş). İstanbul: Yapıkredi Yayınları.
Foucault, Michel (2012). İktidarın Gözü (3. Baskı). (Çeviren: Işık Ergüden). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Foucault, Michel (2017). Cinselliğin Tarihi (8. Baskı) (Çeviren: Hülya Uğur Tanrıöver). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Jean Baudrillard (2010). Simülakrlar ve Simülasyon (5. Baskı). (Çeviren: Oğuz Adanır). Doğu Batı Yayınları: Ankara.
Jean Baudrillard (2010a). Sesiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu (4. Baskı). (Çeviren: Oğuz Adanır). Doğu Batı Yayınları: Ankara.
Jean Baudrillard (2012). Tüketim Toplumu (5. Baskı). (Çevirenler: Hazal Deliçaylı ve Ferda Keskin). Ayrıntı Yayınları: İstanbul.
Metin, Osman ve Karakaya Şeref (2017). Jean Baudrillard Perspektifinden Sosyal Medya Analizi Denemesi. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19 (2), 109-121.
Okuyan, Hümerya ve Taslaman, Caner (2018). Jean Baudrillard’ın Simülasyon Kuramında Ayartma Kavramı. Din ve Felsefe Araştırmaları, 1 (1), 29-45
Sat, Gültekin (2019). Michel Foucault’ta İktidar ve Beden İlişkisi Üzerine Bir İnceleme. Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.
BBC (2020). Pandeminin Anatomisi: Bilim İnsanları Altı Ayda Neler Öğrendi?  https://www.bbc.com/turkce/extra/VZazj2Lah7/anatomy-of-a-pandemic-turkish Erişim Tarihi: 19.06.2020.
Habertürk (2020). Koronavirüs: İngiliz Ulusal İstatistik Ofisi'ne göre 10 vakadan 7’si belirti göstermiyor. https://www.haberturk.com/koronavirus-ingiliz-ulusal-istatistik-ofisi-ne-gore-10-vakadan-7-si-belirti-gostermiyor-2696712 Erişim Tarihi: 19.06.2020.
Russell, Bertrand (2009). The Basic Writings of Bertrand Russell, (Ed. Robert, E. E.,and Lester, E. D.), London and New York: Routledge.
Furedi, F. (2014). Korku Kültürü, Risk Almamanın Riskleri (Çev.B.Yıldırım). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Radford, B. (2004). Medya Nasıl Yanıltıyor, Basının, Aktivistlerin ve Reklamcıların Yanlış Yönlendirmesi, (Çev. A. Akdaş), İstanbul: Güncel Yayıncılık.
Uzzell, Jacop (2012) Biopolitics of the Self-Immolation of Mohammed Bouazizi.  https://www.e-ir.info/2012/11/07/biopolitics-of-the-self-immolation-of-mohamed-bouazizi/ Erişim Tarihi: 19.06.2020.
Demetri, Felipe, Punch, Naked (2020). Biopolitics and Coronavirus, or don’t forget Foucault. https://michel-foucault.com/2020/03/22/biopolitics-and-coronavirus-or-dont-forget-foucault-2020/ Erişim Tarihi: 19.06.2020.
Üzümkesici, Burak (2020). Salgının Biyopolitikası ve Dayanışma: Almanya ve Türkiye. https://www.birikimdergisi.com/guncel/10054/salginin-biyopolitikasi-ve-dayanisma-almanya-ve-turkiye#_edn29 Erişim Tarihi: 19.06.2020.
                                                                                                               
 

Yorumlar

Namaz Vakitleri
Konya namaz vakitleri
  • İmsak

    03:48

  • Güneş

    05:32

  • Öğlen

    13:01

  • İkindin

    16:53

  • Akşam

    20:20

  • Yatsı

    21:57

13°

Yağmurlu

Yağmurlu

  • Nem

    %83

  • Rüzgar

    6 km/s

  • Cumartesi

    Az bulutlu

    18°

  • Pazar

    Açık

    18°

  • Pazartesi

    Açık

    17°

  • Salı

    Açık

    16°

Puan Durumu

Takım O G B M P

1

Başakşehir FK
31 19 9 3 66

2

Trabzonspor
31 17 11 3 62

3

Sivasspor
32 16 9 7 57

4

Beşiktaş
31 16 5 10 53

5

Galatasaray
32 14 10 8 52

6

Alanyaspor
32 14 9 9 51

7

Fenerbahçe
32 14 8 10 50

8

Gaziantep FK
31 10 11 10 41

9

Antalyaspor
32 10 11 11 41

10

Göztepe
32 10 9 13 39

11

Kasımpaşa
31 10 6 15 36

12

Gençlerbirliği
32 9 9 14 36

13

Yeni Malatyaspor
31 8 8 15 32

14

Denizlispor
31 8 8 15 32

15

Çaykur Rizespor
31 9 5 17 32

16

Kayserispor
31 8 7 16 31

17

Konyaspor
31 6 12 13 30

18

MKE Ankaragücü
32 6 11 15 29